Geçtiğimiz yıllar içinde, büyük bölümü siyasal ihtiyaçlar üzerinden her şehirde bir üniversite açılmıştır. Kasım 2019 itibariyle üniversite sayısı 129 devlet, 72 vakıf olmak üzere 201’e ulaşmıştır. Ayrıca Millî Savunma Üniversitesi, Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ve 5 vakıf meslek yüksekokulu ile birlikte toplam 208 yükseköğretim kurumunda eğitim ve öğretim faaliyetlerine devam edilmektedir.

Türkiye’de üniversiteler ve diğer eğitim kurumlarında 2018-2019 eğitim ve öğretim yılı itibariyle 25.527 profesör, 14.825 doçent, 38.365 doktor öğretim görevlisi olmak üzere toplam 78.717 öğretim üyesi görev yapmaktadır. Üniversitelerde görev yapan 46.858 araştırma görevlisi, 35.574 öğretim görevlisi eklendiğinde üniversiteler ve diğer eğitim kurumlarında görev yapan toplam personel sayısı 161.149’a ulaşmıştır[1].

Türkiye’de uzun yıllardır tartışılan yükseköğretimin yeniden yapılandırılması üzerinden üniversitelerin ve yükseköğretim sisteminin tamamen piyasaya açılması, üniversitelerin toplumun değil, sermayenin ve iktidarın hizmetinde kurumlar haline getirilmesi için önemli adımlar atılmıştır.

2019 yükseköğretim bütçesi, AKP hükümetinin yükseköğretim sisteminin ihtiyaç duyduğu kaynağı genel bütçeden karşılama noktasındaki cimriliğinin sürdürdüğünü göstermektedir.

Yükseköğretim Bütçesinin Milli Gelire ve Merkezi Yönetim Bütçesine Oranı[2]

 1

Son 16 yıl içinde devlet üniversitesi sayısı 53’ten 129’a toplam üniversite sayısı ise 76’dan 208’e çıkmıştır. Aynı dönemde öğrenci sayısı 1,9 milyondan 8 milyona ulaşmıştır. Üniversite sayısı ve öğrenci sayısındaki hızlı artışa rağmen, yükseköğretim bütçesinin söz konusu artışı karşılayabilecek kadar arttırılmadığını görmek mümkündür. Yükseköğretim kurumlarına bütçeden ayrılan payın gerek milli gelire (GSYH) gerekse merkezi yönetim bütçesine oranının 2016 yılından bu yana istikrarlı bir şekilde azaltılması dikkat çekicidir. Özellikle üniversite bütçelerindeki yıldan yıla yaşanan artışın tamamen personel giderleri gibi zorunlu harcamaları karşılamaya yönelik olması dikkat çekicidir.

Geçtiğimiz yıllar içinde, başta akademik ve idari kadro politikası olmak üzere, pek çok açıdan iktidarın müdahaleleri ile karşı karşıya olan üniversitelere ayrılan bütçeler farklılık göstermekle birlikte, genel eğilim Hazine yardımının her geçen yıl azaltılması ve üniversitelerin kendi gelirlerini yaratmaya zorlanması yönündedir. Tek tek üniversite bütçelerine bakıldığında bu durumu görebilmek mümkündür. 2019 yılı için öngörülen bütçelerde, özellikle üniversitelerdeki servis, temizlik vb. hizmetlerin sınırlanması, dolayısıyla cepten yapılan harcamaların daha da artması beklenmektedir.

2019 Yılı Yükseköğretim Bütçesi Ödenekleri ile 2018 Yılı Karşılaştırması[3]

2

2019 yılı yükseköğretim bütçesinin, artan üniversite ve öğrenci sayısına rağmen ihtiyaç kadar arttırılmadığı görülmektedir. Tıpkı MEB bütçesinde olduğu gibi, bütçenin önemli bir bölümünü personele yapılan harcamalar oluşturmaktadır. Yükseköğretim kurumları bütçesinin yüzde 69’u zorunlu giderler arasında yer alan personel harcamalarına (personel giderleri + sosyal güvenlik kurumu devlet primi giderleri) ayrılmıştır.

2018/2019 Yükseköğretim Bütçeleri Ödeneklerinin Dağılımı

3

2018 yükseköğretim bütçesi ile idari ve akademik personel açıkları başta olmak üzere, yükseköğretim emekçilerinin sorunlarının çözümü mümkün değildir. Mal ve Hizmet Alım Giderleri üçte bir oranında (%33) azaltılırken, yükseköğretim alanındaki yatırım harcamalarını ifade eden sermaye giderlerinin yüzde 30 azaltılması dikkat çekicidir. 2019 Yükseköğretim bütçesi rakamlarına bakıldığında, tamamen zorunlu harcamalar dikkate alınarak hazırlandığı anlaşılmaktadır.

Üniversiteler ‘Devlet Dairesi’ne Dönüştürülmek İstenmektedir

2019 yükseköğretim bütçesinin bizlere gösterdiği en temel gerçek, yükseköğretimde uzun süredir yaşanan yoğun ticarileşme sürecinin 2019 yılında artarak devam edeceği, öğrencilerin barınma ve burs sorununun süreceği ve ceplerinden yapacakları eğitim harcamalarının belirgin bir şekilde artacağıdır. Ancak yükseköğretim sisteminin geleceği açısından sorunun sadece bütçe harcamalarıyla sınırlı olmadığı açıktır.

Genel bütçeden yeterince kaynak ayrılmayan üniversitelerimiz, 15 Temmuz sonrasında üniversitelerde yaşanan kitlesel akademik tasfiye ve siyasal baskıların da etkisiyle, bilimden ve bilimsel faaliyetlerden hızla uzaklaşmış, başta kadro politikası olmak üzere, hemen her konuda iktidarın ve piyasanın ihtiyaçlarına göre hareket etmeye başlamıştır. Mevcut haliyle üniversitelerimizin bilim yuvası olmaktan hızla uzaklaştırıldığını söylemek mümkündür.

Üniversitelerde liyakat ve akademik yeterliliğin yerini yozlaşmış ilişkiler ve itaat kültürü alırken, eğitim ve bilim özgürlüğünün tamamen ortadan kaldırıldığı, üniversitelerin adeta birer ‘devlet dairesi’ haline getirildiği yeni bir sürece girilmiştir.

Eğitim Sen, eğitim sisteminin bütün kademelerinde olduğu gibi, üniversitelerimizin de uzun süredir büyük bir yıkımla karşı karşıya olduğunu sık sık vurgulamaktadır. Şüphesiz bu durumun temel nedeni ‘tek adam’ yönetiminin siyasal hedefleri ve bu hedeflere ulaşmak için benimsediği tercihleridir. Ancak söz konusu tercihlerin ülkeyi ve üniversiteleri büyük bir belirsizliğe ve yıkıma sürüklediği açıktır.

Akademik özgürlükleri ortadan kaldıran, ihraç ya da işten atma politikalarıyla üniversiteleri çölleştiren uygulamaların arttığı bir dönemde üniversitelerin bütün itiraz ve kitlesel karşı çıkışlara rağmen iktidarın arka bahçesi ya da ‘devlet dairesi’ haline getirilmek istenmesi kabul edilemez.

Sonuç

Eğitimden beklenen amaçların gerçekleşmesi, eğitimde ve yükseköğretimde personel açıklarının kadrolu istihdam ile kapatılması, eğitimin ve yükseköğretimin niteliğinin yükseltilmesi, fiziki alt yapı ve donanım eksikliklerinin giderilmesi, akademik ve idari personel açıklarının giderilmesi ve diğer sorunlar için mevcut bütçe anlayışının acilen değişmesi gerekmektedir.

Piyasacı eğitim sistemi, yaşamın her düzeyinde rekabeti, hizmetin bedelini ödemeyi, üniversitelerin ‘şirket’, üniversite öğrencilerinin ‘müşteri’ haline getirilmesini hedefleyerek, toplumsal eşitsizliği daha da derinleştirmektedir.

Yapılması gereken, kamusal kaynakların yine kamusal bir hak olan eğitim için, özel çıkarlar değil, toplumsal çıkarlar gözetilerek değerlendirilmesi ve sadece eğitimde ve yükseköğretimde değil, bütün alanlarda kamu harcamalarının payının belirgin bir şekilde arttırılmasıdır.

[1] 2019 Eğitim Bütçesi Milli Eğitim Bakanı Bütçe Sunuş Konuşması, syf: 191.

[2] A.g.y, syf: 193.

[3] A.g.y, syf: 191.